Pazartesi, Haziran 25, 2007

GERİ GELDİK!!!

Epeydir yazamadık. Seyahatdeydik. Dönünce de çok fazla okunacak yazı - yapacak iş vardı. Bazen de usanıyorum tekno işlerden ben.
Canki - baba - ve anne tatile çıktık. Can tatilin en çok uçak kısmını beğenmiş- ben de tersi. Kreşden bir hafta (emrivaki) izin aldık. Babamız sıcağı sevmiyor. Yıl sonu gösterisi olduğu için öğretmeni bozuldu biraz. Allahım şimdiden miii???? Mini kulübe ikinci günden sonra gitmedi . Çocuklar ingilizce konuşuyordu. Animatör olarak yine babayı seçti . İlk birlikte tatil denememiz başarılıydı. (Geçen seneki İstanbul faciasından sonra bayağı başarılı- ona da pek tatil denemez).
Dönünce kreşin gösterisi oldu. İki sınıfın gösterisini birleştirmişler. Geçen sene daha iyiydi.
Hafta sonu hava çok sıcaktı. dedenin yanına yaylaya gittik. Fazlaca yiyecek faaliyeti oldu. Can da hevesle etrafta koştu durdu. Ona görev vermemizi istedi. Sonra da "sıkıldım ben bu küçük görevlerden" dedi büyük görevlerin adamı!!!

Cuma, Haziran 01, 2007

TENNIS




Can kreşin tenis kursuna katılıyor. Çarşamba günü derse aileleriniz de gelebilir demişler. Önce gidemem demiştim ama sonra, oğlumun herşeyden önemli olduğuna karar verdim. Bir saatlik tren yolculuğunda haşlama musakka olarak da olsa oğlumun aktivitesine katıldım. Arkadaşlarının ailelerini görmek için de iyi vesile oluyor bu toplantılar. O kadar ki milletle sohbet edeceğim diye neredeyse oğlanı seyredemedim. Bizimki çok janti idi. "Gözlüğüm-şapkam" derken topa çok konsantre olamadı ama olsun çok yakışıklıydı maşallah. Bize hiç pas vermedi, gayet ciddi işine baktı. Yukarıda babamızın çektiği fotoğraflar görülüyor.

Çarşamba, Mayıs 23, 2007

İYİ OLUNAN KONULAR

-Kreşde neler yapıyorsunuz, Can?
-Kızların oyunlarını bozuyoruz!
-Oğlum hiç olur mu, niye öyle yapıyorsunuz arkadaşınız onlar,
-Olmaz, Nuri öyle yapıyor benim de öyle davranmam lazım. Nuri bütün oyunlarda çok iyi, kovalamaca, top oynama, yakalama, hepsinde birinci geliyor.
-Tamam, sen de başka konularda iyi olursun,
-Hayır- ben Nuri'nin iyi olduğu konularda iyi olmak istiyorum!!!

Cumartesi, Mayıs 12, 2007

TAK TAK'IN BAHÇESİ


Geçen hafta sonu pazar günü Tak Tak amcanın bahçesine gittik. Tak Tak portakal bahçesine iki katlı bir ev yaptırdı. Can çok merak ediyor ve görmek için sabırsızlanıyordu (kendi kelimeleri). Hava inanılmaz sıcaktı ve bir gece önce ateşi çıktığı için biraz çekinerek gittik (artık hastalık yazmaya utanıyorum bu blog Can'ın hastalık günlüğü haline geldi). Can sıcağa ve hastalığına ramen çok eğlendi. Mangal yaptık, köpeği besledik, bekçinin çocukları ile oynadık. Nejat'ı hiç rahat bırakmadı. Sürekli "Tak Taaaak" diye yanına çağırdı. Babamız çok eğlendi. Gitmeye yakın ateşi 39 oldu. Aldığımız gibi banyoya soktuk. Daha suyu kurumadan ille derede balık tutacağım diye tutturdu. Daha önce vadedilen hiçbir şeyi atlamak bu çocuğun tabiatı değil. O sıcakta ve o ateş ile beyefendi balık tuttu da geri dönebildik.

Cuma, Mayıs 04, 2007

Kod adı: "CANAVAR". Arkadaşları ona kısaca "CAN" diyor.

Akşamüstü dışarı çıkmamız gerekiyordu. Kapının önünde Fadiği beklerken bizimki kaş ile göz arasında katda duran asansöre daldı ve ben yetişemeden asansör aşağıya hareket etti. Her zamanki soğukkanlılığımla çığlık çığlığa apartmanı ayağa kaldırdım. Fadik diğer asansör ile, ben yaya olarak (Zeka: yeni durumlara uyum sağlama yeteneği olarak mı tanımlanıyordu?) merdivenlerden aşağı indik. Aşağı vardığımda bekçi, kapıcının karısı, Fadik ve -meğerse ve iyi ki- asansörden Can ile inmiş olan üst komşunun arasında duran "sütü yeni dökmüş kedi" ye parmağımı sallayarak "yarın çizgi film izlememe cezasını "tebliğ ettim. Fadik kaş göz hareketi ile "not in front of people" yaptı (Tekrar: zeka ne idi?). S.O.S Anne babalara yardım kılavuzunu tekrar okumalıyım.

Cuma, Nisan 27, 2007

Ben de özledim ben de!

-Anneciğim, babayı çok özledim, bu sefer çok gitti.
-Evet oğluşum, ben de çok özledim, haklısın. Söyleyelim bir daha bu kadar uzun gitmesin.
-Nasıl söyleyeceğiz ? Erkenden gidiyor ben yetişemiyorum. Bir kere söyledim-hiç dinlemiyor!!!
Hastalığımız çok şükür geçti gibi. Ama sıkı durun!! Bu sefer de yataktan düştük. Nasıl diye sormayın. Bizim yatak biraz yüksekçe. İki hafta önce yine düşmüştü. O yüzden yatağında yatırmaya dikkat ediyordum. Ateşi olduğu için bir kaç gündür benimle yatıyor. Baba da olmayınca bir taraf boş kaldı, ben de koltukla destekledim. Geçen gün saat 5 de uyandım yatağın yanında idi. Ben de kalktı sandım, ayıkamadım uyku sersemi. Banyoya gitti ışığı açamadım diye geldi beni uyandırdı. Kalktım -sersem sepelek- elektrik kesilmişti. "Alnım morardı mı bakmak istiyorum" dedi ve aynaya bakmasıyla birlikte "morarrmııışşş" diye avaz avaz haykırmaya başladı. Aklım çıktı valla. Düşmüş nasıl becerdiyse. Alnında bozuk para kadar morluk var şimdi.

Salı, Nisan 24, 2007

Yine biraz hastayız

Pazar akşamı ateşimiz çıktı yine. Baba kapıdan dışarı çıkar çıkmaz hastayız. Tesadüftür tesadüf. İlk gece panikledim biraz 39 oldu ateşimiz. Sonra sakinledik. Tamamen geçmedi ama daha iyiyiz şimdi. Bir haftadır yine okula göndermiştim. Boyumun ölçüsünü aldım. Ne yapayım evde kalmasına da gönlüm razı olmuyor. Okulda eğleniyor. Artık bu sezon bir öyle bir böyle idare edeceğiz.

Cumartesi, Nisan 21, 2007

FİLOZOF

-Anneciğim, insanları Allah Baba yaratıyor ya,
-Evet, Can,

-Hani onlar küçük oluyorlar, yemeklerini nasıl yiyorlar?

-Anneleri yediriyor oğlum.

-Yok yani en öncekini (İlk yaratılan insanı demek istiyor hrld) kim yediriyor?

-!!!!

-Allah Baba yediriyordu herhalde...

-Herhalde Can (Anne hala bu sorunun cevabını düşünüyor).

Pazartesi, Nisan 09, 2007

What love got to do with it!!!















Hafta sonu arkadaşlarım geldi. Ben de geçen hafta yaptığım ve büyük beğeni toplayan cheese cake'i Fadik'e yaptırdım. Bizimki önce yoğurtlu köfte çorbasını içti. İçerken dilini ısırdığı için avaz avaz ağladı. Neyse susturduk, yemeği iştahla yedi. Biraz daha yer misin dedim. Hayır doydum dedi . Israr etmedim. Mutfağı toplarken cheese keki gördüm, yer misin diye sordum. Yerim dedi. Hani toktun?" diye aklımca baskın basanındır yapacaktım ki - Cheese cake'in tok olmakla ne alakası var dedi. Bu yiyecek aç veya tok olmak için yenilmezmiş ki. Bingo!!!
Bu yanlız geceleri de seviyorum biraz- itiraf edeyim ki. Meydan bana kalıyor. Aksi takdirde baba ile rekabet gücüm az. Belki de oğlanı alıp başbaşa tatile çıkmalıyım. Hafta sonu içerisinde ağaç ev olan bir park yerine gittik. İki gündür ağaç ev hayali kuruyor. Bu hayal için partner olarak beni seçti nedense. Sonra benim dekorasyon dergilerime beraber bakıp, ağaç evi için eşya seçiyoruz. Bu çok komik çünkü babamız deko işlerinden hastalık derecesinde nefret eder. HEEyOOO oğlum bu konuda bana mı çekti yoşka?

Cuma, Nisan 06, 2007

İSTEDİĞİN KIZ ÇOCUKSA -DOĞURABİLİRSİN!

Telefonda:
-Anneciğim, okulu arayıp tenis dersine katılıp katılamayacağımı sorar mısın?
-Tabii yavrum.
-Sonra da- sonra da-sonra da- (Bu şekilde 15 kez falan tekrarlarla cümle kuruyor) tenis dersine gideceğimi ögrendiğini arayıp söyler misin?

Tuvaletde otururken sohbet sırasında:
-Anne sen hep KIZ ÇOCUK İSTİYORSUN ya , işte-istersen doğurabilirsin.
Aman allahım!!!Bazen çok hareketli olduğunda "Kız olsaydı uslu olurdu" diye söyleniyorum. İki hafta önce de Can yaşında bir kız çocuğu gördük bayıldık:
-"Nasılsın"diye sorduk.
-"İ-yi-yim"
- "Adın ne?"
- İiiinci !
Bizimki insanların suratına bile bakmıyor. Hemen gidip Cana anlatmıştım bu olayı umursamaz diye düşünerekten. Hepsini yazmış. Panikledim. Onu sevmediğimi mi düşündü acaba? Ben bir iletişim özürlüsüyüm!! Salağım salak. Üstelik bendeniz küçük bir KIZ-ken tarzan gibi perdelerde sallanırdım ve de son derece şımarık ve ukala idim. Nankör ben.

Bugün Fadik gelmemiş. Hastaymış. Telefonla uzaktan kumanda harekatı yapmak zorunda kaldım. Allah anneme sağlık versin. Can'a seve seve bakıyor. Yetmiş yaşında kadın. Ya bırakacak kimsem olmasa idi? Bakalım Fadik gidince ne yapacağız.Off.
Yarın tenis dersine başlayacağız. Bakalım nasıl olacak. Hevesli olması çok hoşuma gidiyor. Akşamları beraber pilates yapıyoruz. Umarım spor konusunda bize çekmez.

Cuma, Mart 30, 2007

ÇENE

1.
-Caaaan, Avni (Kuşumuz) niye gürültü yapıyor bak bakalım.
-Can !!! Kuşun yemi bitmiş, niye yem koymadınız hayvana? Aşk olsun Can aşk olsun!!
-Anne bana öyle deme- öyle deme. O benim işim değil, Fadiğin işi...
- Hatırlatabilirdin Can, artık büyüdün!
-İyi ama ben meşguldüm, fışş fışş yapıyordum (Son 2 ayın modası, elinde hayali bir kılıcı sallayarak evin içinde koştururken çıkardığı ses)
2.
Anne, Can ve Fadik otururlar. Can hadi dua edelim der:
-Allahim şu Fadiği buradan uzağa yolla.
(25 saniye sonra):
-Şaka yaptım allahım.

Cumartesi, Mart 24, 2007

GÜLE GÜLE BABUNUN DEDESİ


Epeydir yazmamışım- Yazamadım... Bu süre zarfında bir mutlu bir de hazin iki olay yaşadık.

Babamız 50 yaşına bastı.Bir süredir ona hazırlanıyorduk. Ben -annecan- baba için sürpriz bir fotoğraf sergisi planladım ve ne mutlu bana ki gerçekleştirebildim. Babamız alaylı bir fotoğraf sanatçısı (sanatçı olduğunu bilmiyordu). Son 30 yılda çektiği fotoğrafları toparladım, içlerinden 50 tanesini seçtim, bir galeri ile anlaştım. Ailenin de yardımı ile bir kokteyl düzenledik ve herkesi çağırdık. Çok iyi bir katılım oldu. Megerse bilmeden babamızın bir hayalini gerçekleştirmişiz. Ben yaptım ben beğendim valla. Uğraştığıma değdi.

Öte yandan Babu'nun dedesi bir süredir hasta idi. (Can babaanneye babu, dedelere "babu'nun dedesi " ve "anneannenin dedesi" olarak hitap ediyor) . Sergi dolayısı ile geçtiğimiz cumartesi İstanbuldan babamızın halası amcası kuzenleri geldiler. O hafta sonu kayınpederim tüm ailesi ile birlikte olma imkanı buldu. Meğer bu bir vedalaşma imiş. Pazartesi günü kaybettik. O günden beri Can evde ya da annemde kalıyor. Sıradışı bir şeyler olduğunu farketti. Uzman desteği istedim "Ölüm kavramı 9 yaşına kadar gelişmez -kalabalıktan uzak tutun- sorularına basit cevaplar verin" dediler. Ben de öyle yaptım. Bu güne kadar. Kreşden eve geldiğinde Fadiğe "Okulda babunun dedesinin öldüğünü söylediler" demiş. Öğlen babamız "Annem Can'ı özledi götürelim" dedi. "Günün erken saatlerinde kalabalık olmuyor ev sakinse kısa bir süreliğine olabilir" dedim. Aman allahım!!! Ev ağzına kadar dolu. Can şok geçirdi. Ben olsam ben de geçirirdim. "Biri bana bu evde neler olduğunu söyler mi acaba?" dedi kelimesi kelimesine dublaj türkçesi ile. "Kimin doğumgünü?". Dersini çalışmış anne hemen atladım: "Dede uzaklara gitti Can, insanlar dedeye güle güle demeye geldiler". Dedem öldü mü? diye sordu ve cevabımı beklemeden "Ben parka gidiyorum" diye bahçeye fırladı". Günlerce diren sonra çocuğu şoke et, iş olacağına varıyor.

Rahmetli kayınpederim 2 sene istemişti tanrıdan, Canın okula başladığını görmek istiyordu. Olmadı, kısmet değilmiş. Güle güle Babunun dedesi öz kızların (gelinler öz kızlarım benim soyadımı aldılar, kızım kocasının soyadını derdi) seni unutmayacak. Allah rahmet eylesin.

Pazar, Mart 11, 2007

YOĞURT

Geçen hafta tekrar okula basladık. Allahım pişman etme!!! Salı günü abla ile Can yükleme testi için allerji doktorumuza gittiler . (Ara not: Ablanın dediğine göre oradaki çocuklardan birinin annesi "cocuğu doktora seninle mi gönderiyorlar ?" manasında bir laf etmiş". Tabii, konkenden izin alamadık!!!. Bu "anne -çocuk hissiyat muhabbetleri" de beni bayar. Ne yapacaktım? a) İşten izin alıp sonra gitmediğim günün işlerini toplamak için 5 gün deli danalar gibi kosturabilirdim.
b) Zaten niye çalışalım ki, satacaktık Ferrariyi, gidip Bodrum'a yerleşecektik . Hem orada belkim allerjisi bile olmazdı. Yalnız Ferrariyi satmak için önce onu alacak paranın olması gerekiyor. -Ara not gerçek metin halini alıyor-. Zaten bu olay Fadik'in rating'ini artırmak için hayal gücünü kullandığı bir anekdot da olabilir. Niye sinirleniyorum ki. Bu arada- ara not yine uzuyor-. Ablamız HAMİLE!!! Yani hayatimin renkli kişilerinden biri daha yaz başı-sonu gibi bizi terk edecek.. O işe de bir çözüm bulmak gerekecek)
TEST SONUCU : SÜT ALLERJİMİZ GEÇMİŞ!!! Eve geldiğimde Can'ın mutluluktan gözleri parlıyordu. "kafamı yoğurt kasesine sokacağım" dedi dediğini pratik olarak uygularken.

Cumartesi, Mart 03, 2007

ÇOCUK ÖNEMLİ İŞLERİ

Birinci dialog:
-Ben artık önemli işler yapmak istiyorum, dağlara tırmanmak istiyorum, çiçek ekmek istiyorum, babam gibi dergi çıkarmak istiyorum, hayvanları içeren dergi çıkaracağım, bana önemli işler bilgisayarı alın.
-!!
2. dialog
-Baba, kalk antrenman yapman lazım, yoksa bu göbeğin böyle kalacak,
-Oglum daha yeni yemek yedim, hareket edemem.
-Hep böyle diyosun baba, kalk!
-Baba, ayaklarına terlik giymezsen çatlakların geçmez.
-Tamam oğlum.
3. dialog:
-Oğlum büyüdüm diyorsun, büyüdü isen artık tek başına uyuman lazım, hani bebek değildin
Çocuk düşünür:
-Şeyy, biraz bebeğim.

Pazartesi, Şubat 19, 2007

PUZZLE SAVAŞI

Bu hafta sonu eve arkadaş çağırdık. Can bir süredir okula gitmediği için evde çok sıkılmaya ve okulu özlemeye başladı. Ben de kreşden sevdiği arkadaşı Nuri ve annesini Cumartesi kahvaltıya çağırdım. Can'a da bir gece önceden arkadaşının geleceğini söyledim. Çok heyecanlandı. Ertesi sabah erkenden (saat 6) kalktı ve hazırlanmaya başladı.
Nihayet misafirlerimiz geldi. Çok oynadılar, tüm evi döktüler ve çok eğlendiler. Nuri gitmek istemediğinden ben de Can çok mutlu göründüğünden Nuri'yi bizde bırakmasını annesinden rica ettim. Saat akşam 5 'e kadar bizde kaldı. Bu arada ben dışarı çıktım ve geri geldim. Nuri'nin annesi de geldi. İçeri girdi ve bir kahve içti. Bu arada Nuri hala durumdan memnun gitmek istemiyordu. Can onun akşam bizimle kalmasını istediğini söyledi. Her şey yolunda gidiyordu. Ta ki.... Nuri'nin getirdiği üçlü puzzle'ı çıkarana kadar. Can üçlü puzzle'ın üçüncüsünü kendisinin yapacağını söyledi. Diğeri puzzle'ı kendinin getirdiğini ve buna kendisinin karar vereceğini beyan etti. Ortam biraz daha gerilince de hedyesini alıp gideceğini söyledi ve ...KIYAMET KOPTU!!!. Can koşarak sokak kapısına yapıştı- "puzzle bırakılmadan kimsenin bir yere gidemeyeceğini " söyledi. Bu hareket arkadaşımızı çıldırttı . Tam 6 saattir mutluluk içinde oynayan iki velet birbirine girdi. Biz iki anne resmen ayıramadık, biri ikna oldu-diğeri bağırdı. Melih'i yardıma çağırmak zorunda kaldım. Meydan muharebesi nihayet sona erdiğinde ikimiz de bitap düştük, kadıncağız geldiğine geleceğine pişman oldu. Can ağladı. Sanırım oyun saati aşırı uzun geldi. Misafirimizi zoraki barıştırıp (hediyesini de bırakmaya ikna ederek!) gönderdikten sonra Can kucağımda uyuyakaldı. Yavrum bütün gece rüyasında sayıkladı. Komik olan ertesi gün babasına "Ziyaretden çok memnun kaldığını, çok güzel oynadıklarını, sadece giderken ufak bir çatışma yaşadıklarını" söylemiş. Tiraji-komik öykümüz de böylece sona erdi.

Cumartesi, Şubat 03, 2007

Can'dan İnciler


Bugünlerde gene çok ilginç laflar ediyor Can. Geçenlerde ben bloguna yazarken yanıma geldi ve ne yaptığımı sordu. Ben de onun söylediği ve yaptığı şeyleri yazdığımı söyledim. Çekil ben yazacağım dedi. Ben de "Sen yazamazsın yavrum" derken cevap geldi. " O lafları o söylüyormuş, dolayısı ile ne söylediğini de ondan iyi kimse bilemezmiş". Çekildik yer verdik. Baş blogger oturdu ve bilgisayarda adını ve harf yerleri değişik de olsa soyadını yazdı- sonra hemen sildi -sonra gene yazdı. Bir süre sonra da sıkıldı.
Yine geçenlerde yemek pişmeden başka bir şey yiyemeyeceğini söyledik "Bu nasıl anne babalıkmış??, böyle anne babalık olmazmış".

Bir de babanın göbeğine taktı. İtiraf ediyorum ben de dolduruyorum biraz (Aşkta ve savaşta her yol mübahtır!!!).
Marta kadar okula gidemeyecek Can. Çok sevdiği İngilizce okula da...Tatil olduğunu söyledik. Korkudan ödümüz patlıyor. Çocuğu eve hapsettik. Ders programını aldım. Abla ile evde yapacaklar. Ben de kontrol edeceğim. Bu arada içimdeki canavarı da keşfetmiş oldum. Ben hırslıyım ve Ayşe'nin de dediği gibi maratoncuyum. Çocukların yarış atı olmasına karşıydım-hala da karşıyım aslında. Ama. Geçen sene Can 3 yaşında iken quiz sonuçları geliyordu. Üzerinde de şöyle yazıyor: Sınıf ortalaması 96 /Can 93. gibi. Vay sen misin ortalamanın altına düşen. Aldım karşıma ve "bu kağıtların önemli olduğunu-dikkat etmesi gerektiğini" söyledim. Ve yavrum- bir tanem anladı. Bir daha ortalamanın altına düşmedi Bu işler böyle başlıyor ve ben canavar anne mi olacağım acaba?? Yok yok olmam. Şu zorla ödev yapan çocuklardan olursa söz veriyorum kendime onu hiç zorlamayacağım.

Pazartesi, Ocak 29, 2007

SABAHIN KÖRÜNDE MEYDAN DAYAĞI

Nihayet iğneler bitti-ama dert biter mi bu sefer de babamız yine seyahate gitti. Can'ın kabullenmesi yine zor oldu. Babasından o uyurken gitmemesini onu uyandırmasını istemiş. Sabah babamız oğluşu öperken biran durakladı, sonra kıyamadı uyandırmaya. Can sabah 06 itibari ile uyanıp yanıma geldi ve babasını sordu. Gitti dememle birlikte ortalığın altını üstüne getirdi. Çığlıklarına Fadik koştu. İkimizi bir güzel paraladı. Babasını artık sevmediğini söyledi ve ağlaya ağlaya uyudu. O saatde babaya nesaj atıp evi aramasını söyledim. Sonra bana anlattığı Can onu affetmiş. Onu uyandırdığını ve hatırlamadığını söylemiş. " Yalancı, dedim , ben olsam işte oğlum şöyle de böyle de seni uyandırsam ortalığı yıkardın da " diye doğrucu Davutluk yapardım. Tabii beni daha az sever oğlan. Bu arada oğlum " babasını daha çok sevdiğini" itiraf etti geçenlerde. Ben de " İkimizi de seviyorsun ama baba ile daha çok eğleniyorsun" diye düzelttim. "Evet"dedi. "Onun hikayeleri daha güzel". Ben de babası gibi hikaye uyduramayacağımı ama hikaye kitabı okuyabileceğimi " söyledim. Anlaştık.

Cuma, Ocak 26, 2007

KAHRAMAN OĞLUM

Hastalık konusunda artık yazmamaya karar vermiştim, yine duramadım. Malesef ateşimiz düşmeyince son çare olarak rocephin enjeksiyonuna başladık. Tonsillektomi olsun istemiyorum. Her gün bir arkadaştan rica ediyoruz gelip enjeksiyonumuzu yapıyor (Annenin yapması söz konusu değil!!) 3. iğnede artık kurtuluşu olmadığını anladı yavrum ve büyük insan metaneti ile iğnesini oldu. Sonrasında biraz ağladı o kadar... "Çok kahramanca davrandığını" söyledim gururlandı. Zavallı yavrum, ateşler içinde yediği ilk iğneden sonra "artık kurtarıcı olmadığını" söylemişti ve bu bana çok dokunmuştu. Bence benim Canom bir kurtarıcı - yani kahraman!

Pazartesi, Ocak 22, 2007

SEPETDE BİR YAKIŞIKLI



















Yine yine yine hastayız. Geçiyorum. Çok sıkıldık. Kuklalara gitmek istedik. Biz de "acaba iki lokma bir şey yer biraz oyalanır mı " diye götürdük. Sepetin içinde gezdi. Anne baba biraz alışverişe daldı. Onda da tak tak amca imdada yetişti. Bu fotoğrafı da o çekti.

Pazartesi, Ocak 15, 2007

KARLAR DÜŞER



Hafta sonu Kayseriye gittik. Hava iyiydi. Erciyesde kar yoktu. Ama biz kar görgüsüzleri için bir avuç da olsa yeteceği için çok etkilenmedik. Fadik de bizimle geldı. Dağda kızakla kaydılar. Fadiğin canına okudu. Kızcağız onu kızakla yukarı çekecek diye beli koptu. Şehzade kızaktan kalkıp yukarı tırmanmayı reddetti. En son alıştı ve kendi kaymaya başladı. bayağı eğlendi ve havaya girdi.

Ablanın sürekli komik uslupla söylediği replikler var. "Ne kötü günde doğurdun zavallı anam", "Allahım yüce yaradan, sen bana sabır ver", "Öldüm anam- yandım anam" gibi... Can zaman zaman bunları tekrarlıyor ve ortaya çok komik durumlar çıkıyor. En son Fadik'e lakap taktı " Yandım Anam Fadik"!. Yolda arabada Fadikten CD istedi. Fadiğin midesi bulandığı için arkadan oflayıp puflayıp CD kabını aldı ve "Hangisini istiyorsun Can ?" diye sordu. Cevap "Öldüm Anam CD'sini!!"

Bu arada FADİK HASTA!! İki gündür gelemiyor. Dolayısı ile "Öldüm Anam" deme sırası bende, daha dogrusu ben işte olduğum için babamızda.